19 Mart 2007

Studio 60

Nefis bir dizi. SNL tv showunun perde arkası üzerine bir dizi diyebilirim. Matthew Perry nin ne kadar harika bir oyuncu olduğunu ortaya koyuyor. Friends gibi bir dizi de çok sevilen bir karakteri 10 sene canlandırdıktan sonra bir insan baska bir dizi cevirirse seyirci friends deki karakteri arayabilir hatta direk arar ama aramıyorsa ve hemen yeni dizideki karakteri kabul edebiliyorsa bence bu karakteri canlandıranın büyük başarısını ortaya koyar. dizi enfes çok sevdiğim bir diğer insan amanda peet ve çok sevdiğim bir karakter rolunde hemi de. yuzeyde dik durabilen ama içinde duyguları olan mükemmel bir topuklu kadın rolunde. mmm. Harriet hayes rolunu canlandıran Sarah Paulson da kendisine aşık etti beni. bilmiyorum neden. Gayet sevimli ve eğlenceli bir komedi bir tv showunun kalabalıklığının içinde kendinizi kaybedip nasıl vaktin geçtiğini anlamayabiliyorsunuz. ben sevdim ama yayını durdurulmuş yazık.. yine de ilk 17 bolumu bulup seyredin derim..

15 Mart 2007

Henri Matisse - La Danse


Gamzeyle konuşurken bunun üstüne paper yazması gerektiğini söyledi. Bende google grafiklerde bir bakayım neymiş bu dedim ve La Danse ile ilk karşılaşmam. İlk dediğim cümle "çıplaklığın özgürlüğünde bedenlerini müziin ritminde tüketen insanlar" oldu.
Sonra kafama takıldı, tekrar baktım. tekrar tekrar baktım resme. ve bundan böyle sadece filmler değil arada böyle bazı resimler alıp karsısına geçip atıp tutmaya karar verdim. vee baslıyoruz sayın henri matesse la danse ile. tabi resmin orcinalini falan görmeden sallayacaım için hatta internette ilk rastladığım resme baktığımdan üzerinde işguzar bir insan oynama yaptıysa yazık olacak napalım devir böyle durum bu..
Öncelikle burdaki 5 kisinin cinsiyeti ve birbirleriyle olan durumları üzerine biraz birşeyler annatayım. Yüzü bize bakanlar soldaki "baba" ve sağdaki de "anne". Göğüslerin şeklinden belden bu cinsiyeti anlayabilioruz. Bedenlerin gelisimi ve olgunluk bize ebeveyni veriyor. Ve birbirlerini tuttukları ellerin birleşmiş "merge" olmuş durumu bu teorimizi kuvvetlendiriyor. Gelelim diğerlerini annenin elini tutan çocuk erkek ve onun elini tutan diğer çocuk ise kız hemen hemen aynı yaşta olmaları bende ikiz olmaları durumunu güçlendirdi. Kız çocuğunun elini tutamadığı biraz daha büyükçe olan çocuk ise "abla". İkiz çocukların dirsek sonrası kol orantılarından ne kadar hem ikiz ve hemde karsıt cinsten çocukların birbirine bağlı ve sıkı sıkıya tutunduğunu görebiliriz. Oysa abla ile kız çocuğu arasında böyle birşey yok. abla kendi oyununa ve hareketine o kadar konsantreki babaya da yapışmış kendisi garantide ama telef olmak üzere olan kız kardeş e el öylesine uzatılmış. Benzer kutuplar birbirini iter diyorum. Görüntüde ne kadar mükemmel bir ilişki görünsede detaylarda hep bir haset ve birbirini itme vardır. Burda toplumun en küçük bireyi olan ailenin içindeki dinamikler resmedilmiş. Kimbilir belki de matisse ailesini çizmiştir. Zaten bu danslar da birer sosyallesme birer tabaka ve sınıflar arasındaki hiyerarşi bir toplumsal ayin bir ritüel değil mi. yer gök ve çıplak bedenler en yalın halde baska hiç bir etki olmadan iliskileri betimlemek için en guzel platform değil mi. Kurallar ve disiplin zaman geçtikçe ve müzik alışıldık bir biçimde uzadıkca yavaş yavaş korunamaz ve dejenere olmaya başlar. Çocuklara nazaran daha dayanıklı ebeveyn hala figurlerinde sağlam ve sarsılmaz dururken ikiz çocuklar ve ozellikle kız cocuğundaki kendini koyverme kopma gözden kaçmamalı. kız çocuğu zaten aileden kopandır.

12 Mart 2007

The Good Shephard

Film iyi yada kötü değil. Yapacak daha iyi birşeyiniz varsa direk onu yapın bu filmi boşverin. Filme gitmeyi düşünüyorsanız da bence kesinlikle geyik bir arkadaş grubuyla gidin. Aman kız arkadaş(sevgili yada literally) falan gibi bir oluşum içindeyseniz uzak durun bu filmden.

Çok acemice bir film gibi geldi bana. Robert de Niro ismi olmasa zaten pek gideceğim yoktu ama adamın oynadığı o baba filmlerin tadını arıyor insan. Ve bir umut işte..
Joe Pesciyi çok yaşlanmış gördüm. Matt Damon bildiğimiz çirkin ve ne idüğü belirsizlikte. Bu adam iyi oyuncu buna birşey demiyorum ama bu adam çok çirkin be kardeşim. Bir de üstüne üstlük böyle bir kaç filminde travestidir gaydir alt metinden bir homoseksüelliktir gibi birşeyler oluor ayrıca bir midemi bulandırıyor. Bu filmde de vardı inceden bir sahne okul müsameresinde rol ayaına. Filmde çok dikkatimi çeken bir nokta filmdeki bütün hatunların göz koydukları erkekleri baştan çıkarmalarıydı. Bu acaip dikkatimi çekti bunun holivudun son yıllar için belirlenmis beyin yıkama mesacı olduğuna inanıyorum. Bundan sonraki filmleri de dikkatle izleyeceğim sanırım bu sahneleri daha çok göreceğiz. Bir kaç ay önce bir yerde böyle bir yazı da okumustum kadınların daha fazla baskın olması ve teşvik edilmesi iş hayatında aktif ve etkin olmaları üzerine sanırım yeni çağın gideceği nokta bu olacak. Coca cola bile reklamında değinmiyor mu erkeği beklemeden arayan kadına alkış. Erkeklerin taşşaklarını koparıp eline vermeye niyetlenilmiş bence.. Bakıyorum imajlara ortalıktan dolanan ünlenen erkeklerin çoğu sünepe ve tam belirgin çizilmese bile gay mi değil mi acabalar barındırıyor.
Tie your shoes diye bir deyimden ötürü filmin bir sekansını zaten anlamadım bir bilen varsa annatsın ne demektir.. Veya seyredip de annadıysanız o sekansda ne annatılmak istendi şu edebiyatçının öldürüldüü sahne.
Ülkeyi yönetenler gizli örgüt falan filan bi çok komplo teorisine çanak tutmak onları meşrulaştırıp gereksizleştirmek üzerine bir film. Evet var ne olmuş demek. Karanlık ama kalitesiz bir film atmosfer oluşturamadan sadece görüntüde bir karanlık olarak kaldığı için keyif vermiyor. Ha biz arkadaşlarla seyrederken çok eylendik o ayrı. Filmdeki gay alt metinleri ve saldırgan karıları gözlemleip yorumlarken. özellikle "Mother"fucker ismini taktiğım rus acanın en sonda eduardoyla konsurken yakın plan gülümsemesi bütün gay teorilerimize haklılık kazandırıp bizi çok eelendirdi.
babadan oğula geçiş ve en sonunda baban gibi olmak falan filan neyse çok fazla da üzerinde durmaya gerek yok gitmeyin bosverin..

7 Mart 2007

Çirkin İnsanlar

Yazmaya başlamadan önce ne yazacağını bilmeden yazmayı seviyorum. Bugün dolanırken internette sosyalleşme siteleri, sözlükler, haber portalları, spor, müzik, filmler üzerine yazılar.. hepsi ile ilgili binlerce site var ve ben delicesine birinden diğerine uçuyorum baya bir dolandım ve en sonunda dur dedim kendime arkama yaslandım şöyle..

Zihnimi biraz boşalttım. Daha doğrusu sadece aldıklarımı tuttum ve geri kalan herşeyi çıkardım üzerimden. Gittim aynaya baktım ve tek görebildiğim simsiyah nefretti. Bu insanlık ne zaman bu kadar nefret büründü. Çok rahatsız edici. Bir başka canlıya türü ne olursa olsun yaşam hakkı tanımamak kadar alçaltıcı ve aşağılık başka bir kavram tanımıyorum. Görünen o ki herkes alçalmış hemde keyifle...

5 Mart 2007

Mmmm


Yanağım polyestere sürtündükçe acıyor ve her sürtünüşte bir kısmını halının tüylerine bıraktığımı hissedebiliyorum. Çırılçıplak, 4 ayak üstünde yere yapışmış kendimi savunmasız hissetmem gerekirken tersine bir o kadar güçlü hissetmeme şaşırıyorum. "Güç" diye düşünürken ayağıyla, o nazik sanki hiç yere basmamışcasına yumuşacık ayağıyla boynumdan beni yere bastırıyor ve yanağım biraz daha polyestere gömülüyor. Gözlerim yakın plandaki halının sarı tüylerinden pürüzsüz bacaklarına ve bacakların arasındaki kahverengi tüylere uzanıyor. Gözlerimin ucuyla daha yukarı bakmaya çalışıyorum ve dudaklarını yakalıyorum. Gülümsemesini ama haince bir zevke bürünmüş gülümsemesini görüyorum. Bembeyaz boynunu takip ederek ucuk pembe dikleşmiş göğüs uçlarında biraz oyalanıyor gözlerim ve tekrar kahverengi tüylerine doğru kayıyor. Bu sefer biraz aşağıdaki solgun pembe dudaklarına bakıyorum. Bir an hayalimde dudaklarımın o pembe dudakları öptüğünü düşlüyorum. Bedenim titriyor.

Birden ayağıyla boynuma baskısı artıyor ve beni gözlerine bakmaya yönlendiriyor. Kıvılcımlı gözleri, çatık kaşları görüyorum.

- Affet beni. Özür dilerim. Çok özür dilerim.

Sözler ister istemez ağzımdan dökülüyor. Tekrar haince bir zevkle gülümsüyor. Ve yumuşacık ayak tabanı yanağıma doğru kayıyor ve topuğuyla eziyor. Polyestere gömülüyorum. Sarı tüyler. Ve muhteşem bembeyaz bir ayak. Yine titriyorum...

2 Mart 2007

Bulantı

Yavaş yavaş kendimi şu isim yapmış kitaplara ve yazarlara teslim etmeye başladım birincisi evet merak ediyorum. ikincisi de üniversite yıllarımda inceden terk etmek durumunda kaldığım bir prensibimi terketmem gerektiğini hatırlatan bir kaç örnek yaşadım. Üniversite yıllarıma kadar ben düşünce kitabı yada içinde felsefi boyut bulunan kitapları okumayı reddediyordum. inancım bu düsüncelerin yani bu baskalarının düsüncelerinin benim düsüncelerimin özgunluğunu bozacak olmasıydı. bende düsünebilen bir insan olarak bunları yeri ve zamanı geldiğinde düsünecek ve hatta çok daha iyi ve ilerisini düsünüp yorumlayacağımı ve hayatımda uygulayacağımı iddia ediyordum ta ki üniversitedeyken ufaktan okuyan arkadaslarla bazı tartısmalar yapana kadar. keyif aldığım bu tartışma/sohbetlerde sıkca yüzüme vurulan söylediğim o kendi zihnimin kıvrımlarından yoğurarak getirdiğim düsüncelerimi bilmem kaç yıl once yaşamış birinin daha hem düsünüp hemde kitaba dokmus olmasıydı. aa o evet bilmemkimin düsüncesi o ööle dio ama assında suna göre de bööledir bla bla bla.. gibi kendi fikirlerimin hepsinin bir anda kimliksizleşmesiyle ve daha da kötüsü başka bir kimliğin baskısı altında yok olmasıyla karsılasıyordum. sonuçta o zamanlar biraz okumanın zararı olmayacağını düsündüm en azından düsüncelerimin hangilerinin daha önce düsünülmüs hangilerinin yeni bir bakıs acısı olduğunu bilebilecektim. bir heves bir süre gitti üniversite bitti ve tartısma ortamlarından uzaklasınca bende unuttum gitti. son zamanlarda tartısma ortamlarına girmiyorum ama sağdan soldan birseyler okurken oraya buraya bakınırken birilerini dinlerken yine bu tarz olaylara rastlamaya basladım. ama artık malesef hafızam iirenç. okuyorum gerçi ama çok çabuk unutuyorum. ve herşeyi birbirine karıştırıyorum. en son sartre in bulantısını okumaktayım ve ilk olarak şunu söyleyeyim. can yayınları kesinlikle şu kitapları bir gözden geçirmeli. gerçekten çok kalitesiz kitaplar. yıllarca aynı baskıları yapıyorlar ve yapacaklar da biraz tashih biraz gözden geçirme biraz daha okunur hale getirecek bu kitapları daha once okuduğum bir kitabın sonlara doğru bi 10 sayfası yoktu mesela tam katil olmalık. her neyse bundan daha önce bahsetmiştim zaten. gelelim esas anlatmak istediğime bu aralar çenemde bir esneme gevşeme sözkonusu..

of ne dicektim unuttum bu msn falan zararlı bise dikkatim daıldı.

neyse diceim şu idi ki, yazarken ne hissettiğini anlayabiliorum, ve hissedebiliyorum. evet bulanan adam benim. o zamanı anlatıyor görebiliyorum. yalnızlıktan tut da bakış açısına kadar o adam benim. bir yerde zevzekce yalnızdım ama şehre yürüyen bir ordu gibiydim diye bir cümle geciyordu okuyunca ki bu kitabın 60 larında bir sayfada o ana kadar duraksamamıstım ve bu cümlede durdum ve gülümsedim bi an hayal ettim ve hehe abartmıssın be evlat dedim içimden sonra okumaya devam ettim ve bir sonraki bolumde kendini elestiriyordu dün cosmusum biraz ve söyle bir cümle kullanmısım diye. iste bunu okuyunca ayrıca bi gülümsedim. costuğunu bilmek kendinin farkında olmak ve bunu bazen isteyerek yapmak bazen engel olamadan yapmak bazende farkına varmadan yapmak ama hemen farketmek ama deistirmemek. bunlar güzel şeyler. dışarıya olan bütün dengesiz yansımalarına rağmen içerde dengede olduğunu bilmek ve dısarıya yansımayı umursamamayı seviyorum.

tahminimce bu kitapları orcinal dilinde okuyabilseedim hatta mümkünse yazıldığı gibi ve anlayabilseydim çok daha keifli olacakkti. ama ne yapalım.. idare ediyoruz..

26 Şubat 2007

Oscar

Hiç haberim yoktu ama dün akşam oskar töreni yapılmış. bana haber vermediler anlayacağınız. her neyse sırf daily show daki adam sundu ise kaçırdığıma üzülebilirim. geçen sene acaip matraktı. baktım da kimler kazanmış diye departed almış 4 tane falan. filmi düsünüyorum tamam kötü film değildi ama çok da sufer de değildi. ama zaten baska ne film vardı ki. onun dısında listeye bakınca biraz bana herkese bi oskar düssün kardes payı yapalım gibi birsey sezinledim. sezinledim de nooldu bise olmadı. Amerikan film endüstrisi artık teenager lara hitap ediyor. zaten amaç da o
film denen sey beyin yıkamaktan baska birseye hizmet etmeyen birsey. e bakıorum filmlere bana hitap etmiyor simgelerdir sunlardır hersey ayan beyan ortada duruor. konu diye birsey kalmadı zaten kendilerini paso retakelere serilerin devamını çekmeye verdiler. geçen su rambo serisini seyrettimde o kadar hersey net ve bariz ortada ki yapılmak istenen verilmek istenen o filmin neden yapıldığı falan. onun için bakıorum filmler artık büyükleri çekmiyor. sadece veletler daha yeni sinemayı kesfedenler gidiyor sinemaya. bakıorsunuz onlara hitap eden filmler gişe yapıyor. şu son ghost rider olayı beni irkiltti. eva mendes denen kadın ve nicholas cage. konu tamam hayran kitlesi olan bir konu cizgi roman uyarlaması ama karı rol yapmanın 100 km yakınından bile geçmiyor nicholas desen zaten facia uyuz bi adamdır bi de sanırım karıyla oynamaktan da memnun diil iice yansımıs bok gibi bir film ama bakıorum insanlar deli gibi sinemaya gidip bi de sufer film demiorlar mı. işte bu noktada ben kopuyorum..

Edit : ellen dejenere sunmuş. haberdar olmamam gayet isabet olmus. nefret ve de bir o kadar antipatik gelior bu kadın bana komik bile deil uyuz bi sitcom u vardı bi bolum seretmee calısmıstım lezbien falandı galba.. çirkin bi de