11 Mart 2008

Pozitif

İnsanların kavga etmelerinden ve herşeyin ve herkesin kötü yanını ortaya çıkarıp kimseye doğru ve iyi demek istememelerinden boğulduğum şu günlerde bir gazete manşeti beni mutlu etti. Güneydoğu'da kirada ve çok kötü bir evde yaşayan bir aile şimdi o eve ödediği kiradan daha aşağı bir taksitle 3 oda bir salon apartmanda mutfak dolapları banyosu olan TOKİ nin yaptığı bir eve sahip olmuşlar. Adam ben çalışıyorum bu dert değil ama kira ödemek hele de berbat bir eve çok kötü diyor ama şimdi mutlu çünkü kira öder gibi taksit ödüyor ve ev 15 yıl sonra kendisinin olacak. Ev oturulacak bir ev. Ve kışın üşümicek, banyosu tuvaleti düzgün ve insanca.. aslında bu modernliğe ukelaca illa olmalı insanca yaşam budur diye bakmıyorum ve olması gerekenin medeniyet seviyesinin bu olduğunu yada olması gerektiğini de düşünmüyorum ama bu haberin manşetten verilmesi ve bunu yaşayan ailenin istediği bir yaşam tarzına kavuşmuş olması beni mutlu etti. o kadar içim daralmış ki türkiyede her olan bitenin altından bir negatiflik çıkarılmasından, her haberin her kelimenin ya cıkarına ya baskasının kuyusunu kazmak için yapılmasına.. evet belki bu pozitif haberin de hizmet ettiği alt metinlerde gizli bir şeyler vardır ama ne olursa olsun pozitif.. negatifden çıkar saalamak yerine keşke pozitiften çıkar sağlamaya calıssak. biliyorum cıkar olmadan hıc kımse elını deıl parmaını kıpırdatmayacak ama pozitiflerde yarıssak da bu arada kendımızden baska ınsanlara da bır fayda dokunsa.. rakıbın mı var alt etmek mı ıstıosun daha cok calıssan ve onun yaptıklarından daha guzel seyler yapsan da onu oole sustursan.. biliyorum cok naif ve cok utopık ama nasıl bıkmısım bırbırını yıyen ınsanlardan medyadan..

Rüyalar

Bu aralar en çok rüyaları düşünüyorum.. Fiziken var olduğumuz bu somutlaştırılmış bir şekilde bize öğretilmeye çalışılan dünyada bir gariplik rüyalar..
Bedenini olduğu yerde bırakarak bir hangi alem olduğunu bilmediğimiz bir şekilde hissederek yaşadığımız bir alem rüyalar. tamamen bedenden bağımsız değil ama tamamen bedenle birlikte değil. Çünkü bedenimle hissedebiliyorum duyuyorum.. ama düşünce ölmüyorum, yada uçuyorum ve uçtuğumu hissedebiliyorum ama bu dünyadaki yer çekimi ve fizik kuralları geçerli olmuyor.. işte bir garip geliyor rüyalar..
ama keyifli hele hele çok derin uykuda olmayıp da olayları yönlendirebiliosan, düşünüp istediğini yapabiliosan muhdeşemdir rüyalar..

8 Mart 2008

Kutup

İnsanlar o kadar sıkıcı ki.. Kutuplaştırdılar. Sabit fikirlendirildiler. Ve bu insanlarla yaşamak keyifli değil.. İnsanları önce dinden uzaklaştırdılar. Cahilleştirdiler. Dinsizleştirdiler.. Hayatın yalan keyiflerini göstererek ve dinin o hayatla çelişen ve zor gelen yönlerini ortaya çıkararak soğuttular ve maneviyatı unutturular.. Sonra ortada başıboş dolanan bu insanlara tutunacakları oyuncak semboller verdiler.. Tüketime yönelmelerini sağladılar. Sembollerle bu insanların hoşuna gidecek şeyleri gösterdiler ve bir yandan göz boyarken bir yandan da sömürdüler. Tepedeki bir grup insanın kuklası oldu çoğunluk.. Bugünse, para bir sembol buna sahip olanlar olmayan ve olmak isteyenleri güdüyor.. Bunu anlamamaları ortada görüneni görmemesi insanların beni yoruyor üzüyor nefret ettiriyor ve uzaklaştırıyor.
Dünyayı ve bu hayatı ve varlığı ve hiçbirşeyi açıklayamayan bir paranın peşinde zevk aldığını düşünerek birbirlerinin hakkına tecavüzde bulunarak sefil bir şekilde yaşıyoruz. Öleceğimizi biliyoruz ve ne zaman olduğunu bilmiyoruz ve bir an bile bunu düşünmüyoruz. Ebediyen yaşamayacağız, ve her an ölebiliriz herkes de belirli bir süre kesin yaşamıyor.. O zaman bu dünya gerçek değil bir şey var burada.. burada olma sebebimiz var ve bu birilerine köle olmak değil.. modayı takip etmek için para kazanmak ve bununla çok sosyal ve hürmet gören bir insan mı olmak amaç.. yada işte binlerce paralel örnek.. Napolyon olsan ne yazar, sezar olsan ne yazar.. Monet olsan.. bilmiyorum bu yazıyı toparlamak mümkün değil ama bilmediği maneviyata ve Allaha karşı şiddetle karşı çıkan alay etmeyi cesaret gören garip insanları anlamakta zorlanıyorum. Hayatlarında hiçbir değer göremiyorum. Başkalarının oyuncağı olarak orada öyle kendilerini beğenerek zavallılaşıyorlar..
Üzülüyorum, algılayamıyorum. Bu dünyanın her köşesini gezsem ne olacak, her bilgisini bilsem, her insanını tanısam...
Çalışmak birşey yapmak faydalı olmak. Önce kendime faydalı olmalıyım. Kendimi kurtarmalıyım. İhtimalleri araştırmalıyım. Yanlış olanı elemeliyim.. Alışkanlıklar insanı uyuşturup körleştiriyor. Bilincimi her zaman açık tutmalıyım.. En çok güldüklerimde dini bazı insanlarla sembolleştirerek, o insanların boyunduruğu altına girmemek yada onlara düşmanlık olsun diyerek bu hoşlanmadığı insanlara kötülük etmek için reddeden ve bunu yaparken başka insanların ekmeğine tereyağı olan garip kimseler.. bilmiyorum biraz çekilip de şöyle bir bakınca dünyadaki insanlara ve bunların oluşturdukları gruplara ve bu grupların tavırlarına bazen şaşkınlıktan kalıyorum öyle.. yazık..

26 Şubat 2008

Sıkıntı

İçimde kelimelere dökülemeyen, dillenemeyen bir sıkıntı var. Ölümle yine çok düşünüyorum. Yalnız hissediyorum kendimi biraz.. Ama kalabalık özellikle de gereksiz diyaloglar istemiyorum. Hayat çok kalabalık.. Bu rahatsız edici. Mutsuzluğu getiren faktörlerden birinin de bu olduğunu anladım. Eğer hayatınız keyif aldığınız şeylerin dışında müdahele edemediğiniz uzaklaştıramadığınız yada farkedemeyeceğiniz kadar görünmezleştiremeyeceğiniz şeylerle doluysa mutlu olmanız mümkün değil. Ya bunlardan da keyif almaya başlamalısınız yada keyifsiz bir hayat sizi bekliyor demektir. Ve ben bu hayattan zerre keyif almıyorum, çünkü keyif alacağım bir hayatla alakasız bir hayat yaşıyorum. Çok enteresan olan içine doğduğum hayattan neden nefret ettiğim. Ama olan olmuş bir kere ve ben keyif alacağımı hayal ettiğim hayata yönelmek için gerekli değişiklikleri yapamayacak kadar üşengeç, korkak ve belki de donanımsızım.
Jane'le konuşuyordum bunları geçen. O mutlu. En azından benden daha mutlu. Bildiğini ama düşünmediğini ve benim en büyük sorunumun düşünmek için kendimi zorlamam olduğunu söyledi. Haklı bir tarafı var sanki..
Aslında Jane bu hayatımda beni mutlu eden tek şey diyebilirim. Çok ilginç bir diğer nokta da mutlu olacağımı düşündüğüm hayatı bir gün yaşarsam o hayatta da Jane büyük ihtimalle olmayacak. Garip bir durum. Aslında benim sorunum mutlak mutluluğu aramammış gibi geliyor. Sıkıntıların ortasında mutluluk nefesleri beni mutlu etmiyor. Çorbadaki sinek misali. Küçük de olsa birşey beni rahatsız ediyorsa bitmiştir..
Nedense hep aynı konular etrafında dönüyormuşum gibi geldi bir an bunların da önemi yok aslında...

7 Şubat 2008

Jane

Jane'i ilk gördüğüm zamanı anımsıyorum. Akşam vakti.. Kalabalık bir caddede sağa park etmiş, neden olduğunu anımsamadığım bir yüzden dolayı arabada duruyordum. Pineklemek aslında evet böyle bir kelime var değil mi... pinekliyordum.. adding pins to my miserable life.. pinekliyordum.. sessiz sakin ve sanırım keyifle pinekliyordum.. hahah pinekliyordum. ah aşık oldum bu kelimeye.. herneyse Jane de karşıya geçip arabama yaklaşandı işte.. Jane.. Uzun boylu değil ama zeki.. Allaha şükür şişman değil ve de bağımsız.. Jane işte.. Bazen gülümser. Çok şirin aşağılar..

Jane'i sonra çeşitli grupsal sosyalleşme seanslarında gördüm. Jane'i odamda gördüm. Jane'i çokca ziyaret ettim.

Jane şimdi nerde olduğunu bilmeden orda üşüyordur.. Sıkılıyordur.. Ve de küfür ederek kendini sinirlendirmeye çalışıyordur.. Aslında Jane'in gerçekten sinirlendiğini hiç görmedim.. Bu ne kadar sinirlenilmeyecek kadar harika olduğuma işaret eder acaba.. Jane buna sinirlenirdi..

low motion bir hayat.. ekolayzır cizgilerinin kıpırtısız olma durumu. flatline a cok yakın ama canlı.. ve de alabildiğine slow...

özlemim buna.. bir anda karar verdim derdim doğa naturellik şu bu değil benim sorunum en temelde zaman ve hızda.. tamam diğerleri de problem ama en büyük problemi bu oluşturuyor.

yine Jane'den geldi çözüm.. yerde minderlerimizin üzerinde sıralanmış tavana bakıp tenlerimizi tanıştırıyorduk... omzumun kol kısmından öptü beni.. düşünüyordum tam o sırada ve ama bütün o öpücüğü ve dudaklarını olduğu gibi hissettim.. bu beni uyandırdı..

.........................................................sorry.

4 Şubat 2008

...

anlayamıyorum.. Tamamen kaybolmadan önce anlamalıyım.. Eriyorum.. Düşüncelerim ya çok hızlılar yada hatırlayamıyorum ve bu acı veriyor.. Düşüncelerimi hatırlayamıyorum.. Düşündüğümü biliyorum ama ne olduklarını bilemiyorum.. Hergün aynı daireyi tamamlayıp sabah yeniden başlamak.. Farkında olmadığım sürece derdim yoktu ama şu anda çok fazlasıyla farkındayım ve acı veriyor.

Jane ilk kez odama geldiğinde birşeylerin değişeceğini düşünmüştüm. Bana kahkaha attırabilen ilk kadın.. İlk 5 dakikada dinliyor görünüp kendi düşünce dünyamda gezinerek görmezlikten geleceğim bir vaka daha mı?.. derken.. hey neden sıkılmıyorumu düşünmek şaşırmak ve kulak vermeye çalıştığım her anda gülmek, güldürülmek.. Kelimelerin aptalca yada manasız ve de boş olmadığını farketmek. Belirli bazı olaylara takılarak yapılan konuşmalar beni ne kadar boğuyor ve nefesimi tutmama sebep oluyorsa Jane..... O farklı geldi.. onlarca kadının içinden bir tane.. Yakından tanımadığım ama aynısını hissetiremeyen binlerce kadın.. Başka var mıdır diye düşünmek de benim sorunum.. Bembeyaz teni tatlı küçük kıçı.. mmm.. ama bu dünya bunları bozuyor ve sinirleniyorum. ve hem de artık gücüm kalmadı.. Uğraşmak yuvarlak ve daire dön dön dön bir yere gitme umuduyla dön ve yaptığın hep aynı. farklı dairelerde başlangıç noktalarına geri dönmek. sus artık. rahat et yaslan arkana.

o en kadınsı hatlarda şekilli minik kıç.. ah kadınlara bakmayı seviyorum. ama kadınlara.. güzel yada çirkin değil.. kusursuz yada değil. ama kadınsı.. ama kadın.. hatlar çok önemli.. ister zayıf ister normal ama hatlar.. şişman olmasın..
kafamı sallayarak kendimi öldürebilirmiyim diye sorduğum zamanı hatırlıyorum. yüzünde tek bir mimik hareketi olmasa bile bana deli olduğumu bildiğini hissettirmişti.. ve her zamanki gibi gülümsedi. Jane.. gerçekten var mısın? dışarıda birileri bir zaman diliminde bir anda sana sesleniyor mu?