2 Nisan 2008

Bilim 2

Önceki başlıkta bilim diye başladım konu başka yere gitti. Bilim bana komik geliyor. İlim ayrı birşey ama bilim komik. Neden? Bilim aslında bizim insan oğlu olarak bu kainatı ve burada yer alan muazzam şeyleri algılamamıza yarayan bir lisandır. Bir nevi kainatla iletişime geçebiliyoruz Allahın yarattığı bu mükemmel düzeni gözlemleyebiliyoruz ancak şunu görüyorum insanlar fen ve matematik ve diğer bilimler sayesinde bu hesaplamalar sonucunda bir çok şeyi yapabildiklerini düşünüyorlar.. Bana komik gelense mesela bir uzay mekiğini ele alalım bunu yapıp uzaya yollamanın mümkün olmadığını düşünüyorum. Matematik ve fen istediğini hesaplasın hava atmosfer binlerce değişken bilinmeyen toz zerrecikleri ve hesaba katılamayan mikronun onda biri binlerce şey ve hesaplamalardaki virgülden sonra bilmem kaçıncı haneden sonra kaale alınmayan rakamların birikiminin bana bu uçakların uçmasını mekiklerin uzaya gitmesini olabilir olarak gösteremeyeceğine inanıyorum. ha kör değilim bunlar uçuyor ama bence uçmaları aslında mümkün değil..

Bilim

Dini bir -izm gibi görmek.. Bunu algılayamamıştım. Ve -izmleri bunların manifestolarını okumak karşılaştırmak ve yaşam stiline bakış açına hangisi uyuyorsa onu seçmek yada hepsini reddederek kendi -izmini oluşturmak gibi dine bakmak. Bunu farkettiğimde dinin kurallarına bakış açısındaki bir çok insanın sağlıksız durumunu anlayabildim.. Ben onların böyle gördüğünü değerlendirdiğini yıllarca anlayamadıysam o insanlar benim iman etmemi inancımı nasıl anlayabilirler ki.. Ve bunu nasıl hissedebilirler ve biz nasıl diyalog kurabiliriz. Tabi ki anlayışlı bünyeler değilsek de kavga çıkar, sert tartışırız vs.

Şimdi birey bakıyor islama ve birçok şey ilgisini çekiyor.. (Bu kelimeleri bilinçli kullanıyorum) ama hayatına uymayan yönleri olmaz ki ama diye eleştiriyor. Burda din anlayışı. Allaha iman etmek ne demek zerre kadar anlaşılmamış hissedilmemiş böyle bir his duygu kelimesini bulamıyorum yok. Gelişmemiş, iman etmenin varlığından haberi yok.

Geçen güncel konu başörtüsü üzerinden bir arkadaşımla konuşuyordum bana kuranda o ayette başörtüsü yok o dönemin getirdiği bir olaydı şimdi gerekli değil demeye gelen bir şeyler söyledi.

Öncelikle anlaşılmayan bir nokta var bunu farkettim iman nedir?
İman, Muhammed aleyhisselamın, Peygamber olarak bildirdiği dini, akla, tecrübeye ve felsefeye uygun olup olmadığına bakmadan tasdik etmek yani kabul edip, beğenip, inanmaktır. Akla uygun olduğu için tasdik etmek, aklı tasdik etmek olur, Resulü tasdik etmek olmaz. Yahut Resulü ve aklı birlikte tasdik etmek olur ki, o zaman Peygambere itimat tam olmaz. Tam olmayınca, iman olmaz. Allahü teâlâ, (Onlar gayba [görmedikleri halde Resulümün bildirdiği her şeye] iman ederler) buyuruyor. (Bekara 3)Ayrıca, Şeytan da Allah’a inanıyor, o da Cennete Cehenneme inanıyor. Hatta imanın diğer şartlarına da inanıyor. Meleklere inanıyor, Peygamberlere inanıyor, gönderilen kitaplara inanıyor. Öldükten sonra dirilmeye inanıyor. Hesaba, kitaba inanıyor yani bunları biliyor. Demek ki Amentü’ye sadece inanmakla, bunları bilmekle iman olmuyor. Amentü’de bildirilen altı esasa inanmakla birlikte, Allahü teâlâ tarafından bildirilen emir ve yasakların tamamını kabul etmek ve hepsini beğenmek de şarttır. Birini bile beğenmeyen müslüman olamaz.

Sonra başörtüsüne gelince bugün türban deniyor, bağlama çeşitleri tartışılıyor ben bunu anlayamıyorum bunun önemi yokki önemli olan Allahın bize emrettiği..

Saçların örtülmesi Kur’an-ı kerimde açıkça bildirilmektedir. Türban kelimesi Fransızcadan dilimize girmiştir. Başörtüsü demektir. Bu türban kelimesini de, yine türbana karşı olanlar çıkarmışlardır. Biz başörtüsüne değil, türbana karşıyız diyerek, güya maksatlarını gizlemeye çalışmışlardır. Biz giydiğimiz başörtüsüne yemeni, tülbent, çember gibi başka bir isim versek, bunlar yine karşı çıkacaklardır. Onlar, türbana, eşarba değil, Allah’ın (Başınızı örtün) emrine karşı çıkıyorlar. Türban kelimesi üzerinde durmaları aldatmacadan başka şey değildir. Kur’an-ı kerimde, (Hımar) kelimesi geçmektedir. Hımarın Türkçesi, başörtüsüdür. Fransızcası da, (Echarpe) yani eşarptır. Fransızlar eşarba, (Turban) yani türban da diyorlar. Türkler, Fransızca’dan gelen eşarp kelimesini kullandığı gibi, Farsçadan gelen tülbent kelimesini de kullanıyorlar. Yine Arapça’dan gelen yemeni kelimesi de kullanılmaktadır. Bunlar, edebiyatımıza da geçmiştir. Halkımıza mal olmuştur. Bir mani:

Başında al yemeni
Öldürme zalim beni
Eller ne derse desin
Alacağım ben seni.

Başörtüsüne çember de denmektedir. Çember de manilerde yer almıştır:

Çemberimde gül oya
Gülmedim doya doya
Dertlere karıyorum
Günleri saya saya

Halkımız, başörtüsüne yazma da diyor:

Oyalı yazma başında
Oyaları kaşında
Yeter beklettiklerin
Çeşmelerin başında

Yaşmak kelimesi de Anadolu’da hâlâ kullanılmaktadır; hatta bazı Türk siyaset adamları, halkın gözüne girmek için Bosna’da beyaz yaşmak dağıtmışlardır. Bir mani daha:

Ay doğar anasından,
Bulutun arasından,
Kız saçın görünüyor
Yaşmağın arasından

Çok yerde başörtüsü için bürgü de denmektedir. Her bölgede bir şey söyleyebilirler. Bazı yörelerde kaşbastı da deniyormuş. Başörtünün adı önemli değildir. Önemli olan saçların ve boyun bölgesinin örtülmesidir.

Tesettür ayeti gelmeden önce, cahil Araplar açık saçık giyinirlerdi; hatta Kâbe-yi şerifi bile çırılçıplak tavaf ederlerdi. Tesettür ayet-i kerimesi indikten sonra, yeni bir medeniyet başlamış, bütün Müslüman hanımlar örtünmüşlerdi. Tesettür ayetinden önceki durumu anlatıp, sahabe hanımları açık gezerdi demek, kasıtlı değilse, çok cahilce bir sözdür.

Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Mümin kadınlara söyle: [Yabancı erkeklere bakmaktan] sakınsınlar, ırzlarını korusunlar, [el, yüz gibi] görünen kısmı hariç, ziynetlerini [saç ve gerdan gibi ziynet takılan yerleri] göstermesinler, hımarlarını [başörtülerini] yakalarına kadar [saç, kulak ve gerdanlarını] örtsünler!) [Nur 31]

Peygamber efendimiz, Kur’an-ı kerimi açıklayarak buyuruyor ki:
(Kadının [yüz ve iki elinden başka] bütün bedeni avrettir.) [Mecmaul-enhür, El-mugni]

Hazret-i Âişe validemiz de buyuruyor ki:
(İlk muhacir kadınlara Allah rahmet etsin! Tesettür âyeti inince, hemen peştamallarını yırtıp başlarını örttüler.) [Buhari, Nesai]

Siyasi

Düşündüm de bugün.. Bir şey vardır.. Hayırlısı olsun deriz.. Siyasette bir kavga bir gürültü taa bana kadar ulaştı ortalık karışmış millet birbirini bastırmaya çalışıyor biraz uzaktan çıkan toz dumana bakıyorum da.. hey Allahım bunlar mı, kavga ederek mi ülkeyi bir adım öteye götürecekler.. 90 larda olmadığı gibi 00 larda da olmayacak anlaşıldı neyse bu beni çok da alakadar etmiyor bu insanlara umut bağlayarak yaşamayı onlarca yıl önce küçük bir çocukken bıraktım.. bugün olan ne ve benim pozisyonum nedir bu tabloda diyerek hayatımı devam ettirmekteyim.

Hayırlısı olsun dedim ya düşündüğüm şey de o idi. Ben inançlı bir insan olarak Allah'ın takdiri olmadıktan sonra hiçbirşeyin olmayacağına inanıyorum ve bugün bir partiyi kapamak isteyenler ve partilerinin kapanmasını istemeyenler var. ve insanlar dinle alakalı olarak suçlanan partinin yanında oluyorlar amanın kapanacak diyerek karşı tarafa demokrasi nerede diye soruyorlar. Bir an medyadır şudur budur okuyup dinleyerek bende kendimi toza dumana çekilirken gördüm ama şimdi farklı düşünüyorum.

Hayırlısı ne ise o olsun..

Daha üstüne ne olabilir ki rahatlığa ve huzura bakar mısın.. Ben kendi hayatım ve etrafımda dokunabildiğim her hayat için kendi doğrularım doğrultusunda olabildiğince faydalı olmaya çalışıyorum ve ondan sonrasında herşeyin de ne olursa olsun hayırlısı olacağına inanıyorum. Partinin kapatılması hayırlısı ise o olur, kapatılmaması hayırlısı ise o olur...

Geçmişte de böyle düşünür - çocuktum o zamanlar - hayırlısı derdim ve istediğim şeyin olmasını umut ederdim ağzımdan çıkanı kulağım duymazdı.. Birşeyin hayırlısı illa benim zevk keyif içinde olmam ve benim istediğimin olması demek değildir.. Bir gün bunu artık şahit olduğum onlarca örnekten sonra algılayabildim.. Hayırlısı dedim düşünmediğim şeyler oldu şimdi bakıyorum hayırlısı olmuş..

Hayırlısı olsun..

1 Nisan 2008

düzen

25 Mart 2008

Yazmak İstiyorum

Evet. Yazmak istiyorum ama o kadar zihnim sacmalıklarla dolu ki aslında dolu demek tam karşılamıyor anlamı saçmalıklar zorla gelip zihnime girip çıkıyorlar ki farkında olmuyorum engel olamıyorum ve ciddi bir şekilde bir düşünceye hatta düşünebilmeye bile odaklanamıyorum.. odaklanma problemim yine başladı sanarım..
geçen arkadaşıma anlatıyordum bu aralar kendimi dizilere gömmeyi seviyorum. "kaçmaya" alternatif buldum. dizi seyretmek. bakıyorum eğer dizi beni içine çekiyorsa karakter ve tiplere ısındıysam arka arkaya bölümler seyretmek super oluyor. bir an insanın dünyası o oluyor cevrendeki insanlar o karakterler haline geliyor bir nevi halüsinatif sanal dünya yepyeni bir uyuşturucu diyebiliriz. ışığı kapa ve seyret...

Yazmak devamlı yazmak istiyorum ama gelmiyor bir tıkanıklık var boşalamıyorum..

17 Mart 2008

Jane

Ah seviyorum hoşlanıyorum hayranıyım ben Jane'in.. yani sanırım.. bu minik ve zeki ve de bağımsız kızlara olan ilgimi biliyorum ve Jane de bunlardan birisi.. arkadaşız aslında Jane'le.. bundan da mutluyum.. ilişmeyi, çift olmayı falan sevmiyorum zaten.. çok özgür bu arkadaşlık, rahat olmak birbirinin yanında.. bilmem anlatabilir miyim. Jane'i en çok yanında kendimi özgür hissettiğim için seviyorum.. bunu okusa belki de kızar bana ama boşver kızsın...

çırılçıplak evde dolanıp birbirimize sarılarak film izlediğimiz ve seviştiğimiz sonra da kahve ve sigara arasında birbirimizin erkek ve kız arkadaşlarının dedikodusunu yaptığımız o günlerde Jane'in en çok zekasına kendimi kaptırıyordum. bu minik ama büyüleyici zeki kadınlar her zaman en büyük zaafım olacak..

Zeki, rahat ve umursamayan bir minik kadın kadar çekici bir başka şey var mı bu dünyada bilmem.. minik derken yaştan bahsetmiyorum Jane 25 lerinde.. beyaz tenli..

güzel..

Özledim Jane'i
hissetmek istiyorum

11 Mart 2008

Garanti Köy-Şehir reklamı

Tam ukela dayatılmış hayat tarzı demişken beni rahatsız eden ve Garanti bankasından soğutma noktasına getiren reklamdan bahsedeyim.. Potansiyelimizi açığa çıkarıyormuş.
Çoban çocuğu potansiyelin yok olması gören ama şehirli ve top oynayan çocuğu potansiyel gören saçma ve ukela ve bence iğrenç reklam. elbette bir banka için köydeki çocuk kötü bir müşteri hatta değil bile. onun şehirdeki çocuğa ihtiyacı var. o tüketicek bunu yaparken kredi alacak ve bankaya para kazandıracak çalışacak bir işe girecek hem orada çalışacak hem de kredi alarak bir ek iş gönüllü olarak da bankaya çalışacak. potansiyelimiz bizim bakımlı olmak ütülü güzel kıyafetler giymek bir camın arkasına hapsolup el sallamak. dipdibe binalarda sağlıksız havalar soluyarak yaşamak.. potansiyelini değerlendirememiş çocuk da çobanlığa ve taşlarla oynamaya devam etsin. dişlerini kimse yapmasın saçı başı dağınık olsun.. uçsuz bucaksız ovada özgür olsun.. yazık ona! oysa gel adam ol da kredi al da bankanın elemanı ol..