24 Nisan 2008

çocuk bayramı

çocukken kafamı kurcalar dururdu bugün yine bayram ve yine anımsadım. düşünebiliyor musunuz.. bugün çocuk bayramı oh çok ala ama bu bayramda çocukların bayramı nasıl geçireceklerine dair programlar belli..

size özgürlük veriyorum ancak özgürlüğünüz şu 4 duvar içinde ve sadece taş mı kıracaksınız yoksa kırılmış taşları mı taşıyacaksınız bunu seçebilirsiniz ve yarı nufusunuzdan fazlası bir işi seçerse siz seçim yapamazsınız diğer işi yapacaksınız..

bugün 23 nisan neşe doluyor insan diyerek sözlerde kalan içe işlemeyen şiirler okumaktansa o gün neşe dolmayı istemişimdir hep.. bugün pencereden bakınca gördüm formaları giymiş borazan çocuk takımı bir nevi süvari alayı düttürterek sıra halinde sokaklarda geziniyor neredeyse o saçma gösteri yürüyüşünü de yapacaklar ve arkalarından da tanklar ve başka şeyler geçit resmi yapacak çocuklarımızı hala hangi zihniyetlerle yetiştiriyoruz.. başka bayramlarda tanklarımızı fuzelerımızı de gecittiriyoruz. ırak ve saddam aklıma geliyor bunu anımsayınca ama o artık yok şimdilerde iranı anımsıyorum.. biz yıllardan beri iran olmuşuz ama bunu gören yokki anca birileri dinden imandan allahtan bahsedince iran mı olacağız diye panikler uyuşturulmuş beyinler.. ordunun gücü elindeki silahlar diye birşey kalmadı ki nedir bu törenler devletler küçüldü devletler hiçbirşeye sahip olmamaya çalışıyor ki.. toplanan değerler birilerinin cebine gitmesin birilerine basa gelmek için rusvet olmasın diye cok değil 20 sene içinde devlet bir yazılım olacak herkes özgür olacak ama bu gidişle değil..

ben koşmak eğlenmek bayramımda bu benim bayramımsa neden okula gittiğimi neden anlamadığım ve içime işlemeyen olabildiğince yüzeysel ve hiç kimseye bir şey ifade etmeyen o garip şiirleri okumak ve merasimleri yapmak için toplaşdığımızı sorguluyordum.. bayramımda denilenleri yapmak zorunda olmak.. törenlere dair belirlenmiş kıyafetlerin içine girmek.. özgürlüğümüzü de şablona sokmaya çalışan eski devlet sistemi..

bugünkü siyasi ve politik sahneye bakınca bunların etkilerini hala görebiliyorum.. durağanlığı korumaya çalışan bir gerici chp ve fırsatlardan istifade etmeye çalışan bir iktidar. yeni dünya ve çağ nediri sorgulayıp kendini yönlendirmeyen halk kitleleri yüzünden tamamen çarpık bir iktidar muhalefet.. oysa her ikiside çağa ayak uydursa biri yerinde saydırmaya çalışmasa ve herşeye dur demek zorunda hissetmese kendini diğeri de öyle istediği gibi at koşturmaya çalışamayacak koltuğunu kaptırma derdi taşıyacak.. yazıklar olsun diyorum muhalefetin çağa ayak uydurması için gerekeni yapamayan koyun ruhlu seçmene.. başarısız bi lidere hala oy atıp da onu aşağı indiremedikleri için..

23 Nisan 2008

Başlıksız yazmalarım geldi yine. hala feeling weird.. değişik birşey tanımlayamıyorum.. korku elbette her daim tabanda.. yaşandıktan sonrası nefreti.. ah seviyorum gavurca post durumları.. buhran belli ve gülerek karşılayanlar çoğunlukta.. hala bildiğinin en mükemmel ve olması gereken olduğunu diretenler var.. akılsızlık ürkütüyor.. köşelerimizi yuvarlattırmıyorlar anne..

her neyse.. siyah daha da siyah olamayacağına göre en kötü ihtimalle böyle.. sadece son geldiğinde artık buraya kadarı kavrayabileceğim ve o da uzun sürmeyecek diye tahmin ediyorum..

sevdiklerim uzaklaşın daraltıyorsunuz beni.. sen kırmızı.. sen pembe.. sen mor üstüne çalınmış uçuk yeşil... bugün derin derin içime çekerken tazelendiğim yemyeşil çimenlerin tazeleyici kokusu gibi sizi de kullanmak istiyorum ama buna izin vermeyin yoksa değerinizi yitirir en nihayetinde kullanılmış olursunuz belki de karbondioksit..

tık tık tık kısa ve uzunlar ardı ardına.. ses yormuyor da zihnimin uğultusu mu o beni rahatsız eden..

o değil.
bu değil
o da değil
şu hele hiç değil
seçim yapmak zor
bir de seçenekler eşit ölçüde mükemmel yada berbat olurlarsa..

kendimi kaybettim sayılır.. ofluyorum sadece.. benden artık anlam çıkmaz bu saatten sonra.. çok şeyler yitirildi çok sular çarptı yüzeye şekil değişti artık tanınmaz duygusuzca herşeye sırıtan bir yüz gibi sadece tertemiz ve parlıyor.. hisler kokmuyor bile artık renklerini ise hiç arama.. en son bir belli belirsiz turuncu gördüm sadece.. .

17 Nisan 2008

Sevmek

Sevmek "seni seviyorum" demeyi gerektiriyorsa gerçekleşmemiştir diye düşünürüm.. Sevgi gösterilir hissettirilir.. birisinin sizi sevdiğini hissedemiyor ve algılayamıyorsanız yada hissettiriyor ama karşılığını bekliyorsanız ve karşılığında bir sevgi alamıyor ve seni seviyorum diyorsanız oralarda bir problem vardır..

kadınlar oysa ne kadar ters seversiniz sevdiğinizi hissettirirsiniz ama bunu her saniye yapmanızı isterler bir an yapmazsanız ki doğal olarak kimse kimseyi her an sevemez duymak isterler işte bu noktada ben deliriyorum benden sevildiğini duymak isteyen kadının alacağı cevap güle güledir.

eğer birisi diğerini sevdiğini düşünüyor ve sevdiğini hissettirdiğini varsayıyorsa ama karşıdaki bütün alıcıları açık olduğu halde bu sevgiyi alamıyorsa bu iki insan derhal vakit kaybetmeden uzaklaşmalılar onlar birbirlerine göre değiller.

ne kadar sevgi veriliyorsa hepsini algılayabilen ve bunun karşılığını hiç eksiltmeden doğal bir refleksle geri verebilen bir çift benim ideal çiftimdir. işte o ilişki bitmez de tükenmez de hayat bayram ve mutlulukla dolu olur onlar için..

aynı frekansta sevgiyi almak ve vermek kayıpsız ah ne güzel..

düşündüm de ben hiç sevilmedim galba.. sevdiğim insanlar hiç bir zaman bana sevgi göndermediler.. en azından benim frekansımda.. çünkü sevmek biraz da kendinden ödün verdiğin zamanlarda hissettirilen bişeydir.. sanırım benim için sevdiğini hissettirmek için kendinden ödün veren bir tanidiğim karşı cins olmadı.. zavallı ben mi desem.. bilemedim..

15 Nisan 2008

Keşke Yaksaydık

Bu başlığı okuyunca insan bunu birisinin pişmanlıkla söylediği bir söz zannediyor. Hürriyet gazetesinin manşet altındaki 4 haberden biri bu..

Keşke yaksaydık

Belki de ellerinde olsa bu fotoğrafları yakarlardı. Ama artık çok geç kaldılar.

Haberin devamında ise aslında kimsenin böyle bir söz söylemediği eline 10 tane ünlünün biraz eski zamanlara ait fotosunu almış bir muhabirin(!) o insanların söylemesine karar verdiği bir söz olduğunu anlıyoruz. Eski bir haberci olarak artık Türkiyede hemen hemen her haberin bu hale gelmiş olmasıyla ciddi bir mide bulantısı, tiksinti, rahatsızlık, huzursuzluk hissediyorum. Hemen hemen bütün köşe yazarları da dahil olmak üzere hep bir manipulasyon, bir provokasyon, ne bileyim yorucu ve bıktırıcı.. nasıl olmalı aslında onu da bilmiyorum belki de olabilecek ve olması gereken budur sadece iş işten geçmiş bu kadar medya ve teknoloji bir yere gelmişken olması gereken budur da benim buralarda olmamam gerekiyor olabilir.. of bıktım kendimden belki de olay budur be. nerdesin Jane.. canım sıkıldı.. bi kahve içmeye mi gitsek..

13 Nisan 2008

Hayvanlar

Empati. Adam Fawer gerçekten son dönemin en akıllı yazarı. İşte birisi daha yapmak istediğimi yapıyor. Tamam burda tembelim bunu kabul ediyorum 1 ve yine kabul ediyorum bu alanda hala yapılacak şeyler var çok istiosam yapmalıyım ama sorun da bu çok istiyorum ama o kadar zeki, sabırlı, disiplinli, huzurlu ve hiçbir zaman hazır değilim ben en iyisi özüme döneyim ve konuşayım..

Adam fawer olasılıksızın yazarı ve şimdi okuduğum empatinin yazarı. kitapların içeriğinden bahsetmeyeyim. ama biraz düşünerek roman bazında hem de süper bir uslupla bence bu alanda denenmemiş karakterleri ortaya koyuyor. yazarın zekasını sevdim her neyse ordan okurken bahsedilen bir hayvanlar çiftliği ve pink floyd - animals analizinden bugünkü dünyada acaba insanları benzetirsek kaç çeşit hayvan olacağını merak ettim.

bir kaç gün gazetelere bakınca ister istemez beynimde güncel olaylarla ilgili fikirler tepkiler ve destekler beliriyor.. ama sonra düşündüm de neden bu insanlar kendilerini bu siyaset insan devlet yonetmek işlerine veriyor anlayamadım.. sonra oradan yine algılayamadığım her insanın çalışması olayına geldim. bende gözümü kapatıp iş yapıyorum ve neden..

neden her gün evimden kalkıp 150 km yaparak çalışıyorum. neden bilmediğim ve hiçbir zaman bilemeyeceğim insanlara ürünler satıyorum. bunlardan kazandığım paraları bu işi yapmak için gerekli altyapıya ve diğer hizmetlere harcıyorum üstüne kalanla karnımı doyurup daha da kalırsa onunla alınacak ne varsa onu alabilmek için uğraşıyorum. yada çalışıp çalışıp biriktirip ölüyorum. yada çalışıyorum çalışıyorum ve aile diye bir şeyle paylaşıyorum ve onlar benim kıçımdan ter damlayarak binbir stresle kazandığımı gülerek yiyolar çocuklar mesela.. ve en büyük neden
neden para kazanıyorum.

bundan 150 200 vede hatta 1000 yıl öncesine bakan 2000 yılını özümsemişler ah çok barbar çok kuralsız çok ilkel bir hayat diye bakınıyorlar.. oralarda bir kral bir lord bir paşa bir emir olmak çekici gelse de köylü olma ihtimali yoruyor.
peki bundan 200 yıl sonrakilerde bize bakacaklar ve ne kadar ilkelmiş ah haha klavye diye bişe varmış onu tuşlayarak yazışıolarmış.. her evde minnacık 70 cm lik ekranlar varmış onun karşısına geçip saatlerce avanak avanak bakıp eğleniyorlarmış hahah diye gülmeyecekleri ne malum. binlerce onbinlerce kilometre boyunca dunyanın her yerıne asfalt dokmusler yollar yapmıslar sonra da 120 nin ustunde suratı yasaklayarak bır yerden bır yere saatlerden sonra varan akılsız ınsanlarmış.. araba dedıklerı bır kutunun ıcıne kapanıp onu kullanıyorlarmış diye gülecekler.. aklınıza gelen herşey aslında çok ilkel günümüzden bakınca ama 200 yıl oncesınden bakarsak da uzay çağı..
sonuçta demek istediğim dünya surup gidiyor. ve biz sadece henuz bılmedığımız ancak mesela ben su ana kadar 30 yıllık bır bolumune sahıt olmaya geldım bundan bınlerce yıl oncesı yasandı kımbılır daha ne kadarı daha yasanacak..
dusunmek lazım.
dusunmemek aptallık. dusunmemeye calısmak da aptallık tam bu dunyanın zıhnını tembellestırdıı ınsan davranısı olur..
dusunelım.. dusunuyorum..

11 Nisan 2008

Deniz Baykal

Ah bu adamı hiç sevmedim. samimiyetsiz ve bilmiyorum kendisinden yayılan bir böyle kötü negatif birşey var görünce ruhum daralıyor ama şu vidyodaki hali bana tanımlanamaz niçinlerimi anlattı. sahabenin isminden askerlik arkadaşından bahseder gibi bahseden bir insan ve takiyye.. ne denebilir ki. hep sağ tarafı gören insanlar bunu da görsün.. objektif olalım sağdakiler tu kaka da soldakiler çok mu matah..

9 Nisan 2008

Rutin

Kendimi rutine övgü yağdırırken bulmam beni ayılttı. Hep tembelliğimden çektim oysa her ne çektiysem.. Tembellik ve amaçsızlık.. Bugün de rutinden keyif alma balonu patladı. Ah Allahım çok sıkılıyorum.. Özgür olabilmeyi istiyorum.. Hala çok bağımlıyım en çok da tembelliğime ve korkaklığıma..

Bazı insanları duyup gözlemledikçe şaşıyorum.. Bunlar ki yazılanları çok harikulade bulabiliyorlar.. Neden diye sormadıkları için şaşırıyorum çünkü her neyi beğeniyorsan içinde o vardır ve bunu sadece düşünüp yada açık yüreklilikle kendine söyleyememişsindir. Ben kitaplara hiç bir zaman ihtiyaç duymadım..

Karanlığı hep sevdim ve hep seveceğim. Özellikle o bilinmeyen yerlerdeki kör karanlıklar. Hani duygularını yok eder ve seni hareket edebilen bir felçliye dönüştürür de sadece hissettiğin artan bir korku olur ya.. İşte bendeki o reaksiyonu seviyorum.. Kendimi çok ama çok güçlü hissediyorum o anda karşıma çıkabilecek herşeye karşı hazırlıklı oluyorum ve korku yerini başedemeyeceğim birşeyse karşıma çıkacak olan o zaman zaten olan olacak yok başedebileceğim birşey ise de o zaman onun başına gelenler gelecek güçlülüğüne bırakıyor..

Kısa cümleler uzun bir hayat idi bir zamanlar etrafımdaki motto ancak şimdi en büyük keyfi noktalamasız ve alabildiğine uzatılmış cümlelerden alıyorum.. Elbette okuyanlar da oluyordur ve ben yazarken hissettiğim vurgulamaları hissedebilirlerse beni yakalayabilirler. Ama ben uzunca bir cümlede anlattığım benden parçaları başından sonuna kadar zihnimde yaşayarak yazıp en sonunda baş ve sonu bağlayabilmiş olmayı başarılmış bir zafer olarak görüyorum.. Evet başarılmamış zaferler de vardır. En çok utanmazlar edinir bu zaferlerden...

Sevgi, aşk elbette onlarsız hayat olmaz ama göstergeleri nedir ve illa bir insana mı olmalıdır. Hayır tabi ki değil.. Gerçeği buldum.. Eriyorum..