28 Mayıs 2011

Pornoromantizm

Başım ağrıyor ve uykum da var sanırım..
Geçen günkü hastalığımdan sonra bir gariplik oldu şimdi de uzun deliksiz uykular çekiyorum..
Aşırı ateşten beynimde birşeyler etkilendi galba. neyse buraya kocaman uzun uzun pornoromantizm kavramı üzerine veya altına birşeyler yazmak istiyorum ama şimdi yapamıycam..
umarım isteğim kaçmaz ve bir gün yazarım..

Kendimi mecbur kılmak için not düşüyorum.

YAz Yaz Yaz.. -

22 Mayıs 2011

Islak Öpücük

Sıcak nefesi kulağımı kesik kesik yalayıp geçiyor. Sıcak. Sıcak. Sıcak.
Erkek sertliğimden, bedenimin tam ortasından her yanıma dağılan bir ereksiyon. Hissediyorum. Her sıcak nefes kulağımı yaladığında ben ve tüm hücrelerim sertleşiyoruz. Sevişmenin süresi arttıkça bütün hücrelerim, gerçekten bütün hücrelerim, ayak parmaklarımdan baldırlarıma karın kaslarımdan parmak uçlarıma oradan beynime kalbimin hızlı atışlarına kadar her hücrem büyüyor sertleşiyor. Giderek bir noktadan hazzı alıp bütün vucudumda dolaştırıp beyne ileten seks kasına dönüşüyorum.
Göğsünü okşar gibi avuçlayarak ucunu dudaklarımın arasına hapsediyorum. Bildiğim birşey var ki üzerine dilimle bastırmamı seviyorsun.

Fısıldıyor.
- Sakın durma..

Kocaman bir kahkaha patlatmamak için zor tutuyorum kendimi. Anlık dikkat dağınıklığımın geçmesini bekliyorum. Ah erkek olmak.. Zor gerçekten zor.

Bir kadından sevişmenin en canlı anında duymayı istemeyeceğiniz şey nedir diye sorsalar tek cevabım şimdi duyduğum olurdu sanırım.

Neden durayım? Boşaldım mı ki bunu söylüyorsun?

Düşünceler zihnimden akarken sen hiçbirşeyin farkında olmadan tırnaklarınla sırtımda çizikler açmakla uğraşıyorsun. Erkek olmanın hayvanlığı burada sanırım. Sevişmeden yüzlerce kilometre uzaklara gitmişken bile devam edebilmek ve çok değil 15 saniye sonra kaldığı noktaya geri gelmek.

Sürenin uzaması bana dünyanın tüm krallarından daha büyük bir güç veriyor. Boşalmadıkça ve yorulmadıkça ve devam edebildikçe artarak hissetmeye devam ettikçe sapıtan hücrelerim beynimi ve benliğimi ben olmaktan çıkarıyorlar. Ben herkes oluyorum. Ve herkestende daha yüce ve büyük oluyorum. Böyle hissediyorum.

Dakikalar, onlarca dakikalar, ulanıp da saati devirdikçe.. Sen de altımda eriyorsun. Gözlerin görünmezleşiyor. Tenin yapış yapış beni kendisine çekiyor. Pembe heryerine doğru yayılıyor. Ben sana karışıyorum, sen bende kayboluyorsun. Senin hissettiklerini de hissetmeye başlıyorum.

Köpüklü kayganlığına tüm taçlarımı bırakıyorum. Bedenim olmayan ülkemden varolmayan dağlarımın tepesinden geliyor. Kendimi yanına sereserpe bırakırken nefesimi dinliyorum da şunu anlıyorum.. Ben sonraların adamı değilim. Anı seviyorum. Herşey yaşanırken güzel. Tek bir kelime etme ve bana dokunma ve beni sıkıştırma olduğum gibi rahat bırak.

17 Mayıs 2011

Farid Farjad

16 Mayıs 2011

Dokunamıyorum

- Anne?
- Anne!
- Allah Allah. Neden ağlıyorsun anne.

daha yüzümü gözümü yıkamadan bu manzarayla karşılaşmak. hüff bir gün de gülümseyerek kalkılıp gülümseyerek devam etmeyecek mi? Güneş de bugün fazla mı parlak ne? yoksa yine çok mu uyudum? saat kaç acaba?

- Anne!
İnsanın annesini ağlarken görmesi gerçekten yürekten büyük parçalar koparıyor. Hem dayanılmaz acıtıyor hem de yüreğinizi kaybediyorsunuz.. Neden ağlıyor ve neden bana bir tepki vermiyor.. Birşey mi yaptım acaba? Ama daha dün gece burada şu oturduğu kanepede karşılıklı oturmuştuk. Neşeliydik. O uzaktaki gemilerin ışıklarına bakıp mehtabın denize ve gemilere vurmasından bahsediyordu. Ben sırtımı pencereye dönüp oturdum diye bana serzenişte bulunmuştu. Bunu hep yapar zaten. Ben de ilk andan beri hep bunları duymak için pencereye sırtımı dönerek otururum. Ne hain bir evlatım. Aman be anne bir ışık denize vuruyor diye ne keyif alıyorsun şundan diye konuyu zorlarım o da biraz kızar biraz ben şu manzaradan keyif alamadığım için üzülür. Ben de o noktada gülerek pencereye dönerim.. Nefes kesici olmasa da keyifli ve hoştur aslında görüntü..

Hala ağlıyor. Hıçkırıkları artık nefes almasını zorlaştırıyor. Sesi iyice kısılmış. Hay allah ne olmuş olabilir.
Kanepeye yine arkamı pencereye vererek oturuyorum. İçimden annemin ağlamasını kesip bana şu pırıl pırıl güneşin güzelliğinden bahsederek dudak bükmesini diliyorum. ama olmuyor. güneş hem çok parlak herşeyi biraz bulanıklaştırmış. Hem de annemin hıçkırıkları giderek sessizleşmiş, ağzından mırıltılı bir yakarışla birşeyler dökülüyor anlaşılmaz olarak.. Bu sırada içeriki odadan sesler duyuyorum. Belki bir anlam bulurum diye odanın kapısına doğru adım atıyorum. Karşıki odanın, odamın, kapısı açık ışığı yanıyor. Kapının kenarında babam duvara yaslanmış duruyor. elleriyle gözlerini ovuşturuyor. Biraz daha yakından bakmak için iki adım daha atıyorum. ellerini indiriyor ve iki damla göz yaşı yanaklarından süzülüyor.

Babam da mı ağlıyor?

Anlam veremiyorum. Şu 33 yıllık hayatımda bugüne kadar babamın ağladığını hiç görmedim. sadece bir kere gözlerinin yaşardığına şahit olmuştum. Bir baba ağlar mı?
Ben baba olsaydım ağlardım sanırım. Ama ortalık yerde değil. Karanlık bir yalnızlık bulur ağlardım ve sonra en kocaman gülümsememle aydınlıkta dik omuzlarımla o yükü taşıyamayana kadar,  tekrar ağlama ihtiyacı hissedene kadar dolanırdım.

Babam ve annem neden ağlıyorlar? Ne olmuş olabilir. Ellerim babamın yanağına uzanıyor. Tepki vermiyor. Sanki dokunamıyormuşum gibi. Sessizce içinden ağlıyor. Tam elimi çekerken bir küçük tek başına bir hıçkırık kaçıyor..
Arkama dönüyorum diğer odada anneme bakıyorum hala ağlıyor, yüzünü kanapenin sırtına gömmüş...

O sırada yanık sesle okunan Yasin-i Şerifin farkına varıyorum. Yere oturmuş Sedat Hoca gözleri kapalı o yanık etkileyici sesiyle Yasin okuyor. Küçüklüğümde ilk duyduğumdan beri onun Kuran okuyuşu hep kalbime işlemiştir. Kalbimi saran bütün çamurlu karanlığın paramparça olduğunu hissettirmiştir.

Birden ne olduğu kafama dank ediyor.

Yoksa?

Gözlerimi yatağıma doğru çeviriyorum. Ve abimi görüyorum. Bedenim orada sırtüstü duruyor. Ve abim üzüntülü yüz ifadesiyle kollarımı düzeltiyor.
Gözlerim ister istemez ellerime kayıyor. Ellerimi kaldırıp bir avuç içime bir tersine bakıyorum.

Geceden beri olanları anımsamaya çalışıyorum. Herşey biraz bulanık ama hatırlıyorum.
Sırtüstü uzanmış gülümsüyordum en son. Sonrası bulanık.

9 Mayıs 2011

Soğuk Toprak

Sanırım yaz da olsa kış da olsa o toprak hep soğuk olacaktır.
Sesler boğuklaşarak yitip giderken kıpırdayamadan hissedilen soğukluğu hayal edebiliyorum. Bir ara bir mırıltılı haykırış iyi bilirdik diyecek ve onu duyacağım belki..

Acaba o ses nasıl gelecek. İnanılır mı gelecek, adetten söylendiği belli olacak mı?
Orada acaba kaç kişi olacak.
Bu sıkıntı bitse de gitsem diye düşünen kaç kişi?
Omuzlayıp tabutumu kaldırıp da taşıyan kaç kişi.
Caminin avlusundan eh görevimizi yaptık diye ayrılanlar kaç kişi.

Kaç kişi toprak atmaya gelecek.
Kaç kişi 1 yıl sonra zyarete gelecek. Bir fatiha ile ruhumu belki de rahatlatacak kaç kişi..

(Bir kimse tanıdığı kabir yanına gelip selam verirse, meyyit de onu tanır ve selam verir. Tanımadığı kabrin başına gelip selam verirse, selamına cevap verir.) [Beyheki] 

Onu tanıması ve selam vermesi, meyyitin onu gördüğünü ve selamını işittiğini göstermektedir. Çünkü ölmek, bazı cahillerin dedikleri gibi, yok olmak olsa idi, onun bütün duygularının yok olması lazım gelirdi. Meyyit kendini ziyaret edeni, kabri başına geleni görmektedir. Görmeseydi, dünyada tanımamış olduğunu tanımaması bildirilmezdi. Birincisini tanıyarak cevabı veriyor. İkincisinin selamına, tanımayarak cevap veriyor.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Kabrimin yanında, benim için okunan salevatı işitirim. Uzak yerlerde okunanlar bana bildirilir.) [İbni Ebi Şeybe] (Diri olan işitir. Bir söz, diri olana bildirilir.)


(Peygamberlerin vücudunu toprak çürütmez.) [Ebu Davud]

(Her Peygamber, kabrinde diri olup namaz kılar.) [Beyheki, Ebu Ya’la]

(Ölü kabre konurken, ayak seslerini işitir.)
 [Buhari] (Diri olan işitir.) 

(Ölüler yaptığınız iyi işlerinizi görünce sevinir, kötü işlerinize üzülürler.)
 [İ.Ebiddünya] (Diri olan sevinir, üzülür.)

Aramak

Hep kendimi aradım ve hep yanlış aramışım. Şimdi bunu farkediyorum.
İnsanlardan sıyrılmadan insanlarla aramışım kendimi
hep bir ait olduğum yer olduğunu düşünerek aramışım.
Oysa bunun insanlarla alakası yok.
Aramak bulmak içindir.
Kayıptır
ve ararsınız.
Bulmak istediğiniz yerde aranan şey kaybolmadıysa yada orada değilse bulamazsınız.

İnsanlardan sıyrılmak lazım arayıp da bulmak için..