12 Ocak 2007

Empire Falls

2 part ve 8 chapterdan olusan tv için çekilmis bir film. Çok sağlam oyunculuklar var. Bir roman uyarlaması. Bir kasabanın, bir ailenin hikayesini anlatıyor. Nedense seviyorum böyle hikayeleri bu da keyifliydi 4 saatlik bir film için iyi de kotarılmış denilebilir. Sonu biraz zayıg kalmıştı ama yine de böylesine bir hikayede son çok önemli olmuyo önemli olan karakterlerin hayatına bakış onlarla geçirilen zaman.

House

Super karizma doktorumuz kaldığı yerden devam ediyor. Caddy ye de ısınmaya basladım. Ally Mc Beal de bir travestiyi canlandırdığı için ne zaman dean rolunde görsem bi türlü silinmiyordu o imaj ama son bölümde house abimize yaptığı kıyakla gönülleri fethetti. House abimize kalkan eller kırılsın.

Gilmore Girls

Bir başka sorunlu dizi. Single Anne ve kızının hayatını anlatıyor. şu anda 7 inci sezonu oynuyor. İlk 3 - 4 sezonu iyiydi. Ama şu anda konu o kadar twist üstüne twist yapmaktan bezdirici bir noktaya geldi ki ipin ucu kaçmış bulunuyor. Annenin hangi erkekle evleneceğine bir türlü karar vermemesi. Kendisi için belirlenen bütün mükemmel aşıklara hayatı zindan edişi.. Bu tarz kadınların ön planda olduğu dizileri izlemeye devam edersem gay falan olabilirim. Şimdi moda dünyası veya kadınların çoğunluk olduğu ortamlarda çalışan erkeklerin yüzdesel çoğuunluğunun neden gay olduğunu anladım. Çünkü o kadar çok bu kadınların yaptıkları şeyleri görüyor ve bunların karakteristik saçma özelliklerine tanık oluyorlar ki ve istisnasız hepsinin böyle olduğunu görüyorlar ki ister istemez kadınlardan uzaklaşıp hatta aman sakın yanlarına iş dışında bir sebebten ötürü yaklaşma gibi uyarılar ediniyorlar.
Rory nin büyüdükce bencilleşip iirenç bir kız halini alması falan şişko aşçının aptalca takıntılarıyla çevresindekileri yorması. Nerde benim elektrikli testerem.. Kadınların hepsini bir kıtaya kapatsak onnar orda takılsa diyorum..

The L Word

Diziye ilk rastladığımda lezbiyen kadınların hayatı fikrinden ötürü çekici bir dizi olarak görmüştüm. Nedendir bilmem ama çok farklı bir dünya gibi görünen kadınların hayatını gözlemlemeyi seviyorum ve lezbiyen kadınlar da çok farklı bir boyut. Ancak dizi evet enteresan belki ama ilk sezondan sonra saçmaladı. Çok fazla gereksiz bir şekilde bütün ilişkileri sorunlu hale getirdi. Bütün komunite freak gibi gösteriliyor. Ve bunun da ötesinde yazar olmaya çalışan ufak tefek sorunlu straightten bozma lezbiyen teşhirci vs. ceni cidden sıkıcı uyuz ve aptal bir kadın olmaktan öteye gidemiyor. Ve dizide oldukça fazla rol bulduğundan dolayı o karakter nefret doluyorum istemeden. En sonunda dizinin beni getirdiği nokta kadınlardan uzak dur kadınların hayatından sanane ve evet bu cinsin hepsi erkeklerin algılamalarının ötesinde kendi dertlerine gömülmüş. Ve tek kafanızı rahat ettirecek çozum hepsinden uzakta durmak. Hiç bir şekilde yolunuz kesişmesin. Çünkü onları anlamak imkansız kendileri bile ne dertleri olduğunu bilemiyorlar. Sadece kendilerini sorunsuz görmek ve istemek ve gerçekleşmesini beklemek gibi bir doğaya sahipler. Olmayınca da şaşırıyorlar ne yapacaklarını hepten şaşırıp kaybedyorlar. Dizinin 4 üncü sezon ilk bölümü yayınlandı. Sanırım bu son sezonu olur. Ama dizide en matrak olay da lezbiyen erkekti.

9 Ocak 2007

Principality of Sealand - Sealand Prensliği

Dünya için biraz eskimiş ama Türkiye için bu yakınlarda gündeme gelmiş bir haber. Okuyunca çok beğendim ve hastası oldum Prens Paddy Roy Bates'in. Prenslikle ilgili detaylı official web sitesi www.sealandgov.org. İkinci dünya savaşından sonra ingilterenin terkettiği ve savaş sırasında alman hava baskınlarına bir önlem olarak yaptırdığı deniz üzerindeki platformlardan birinin uluslararası kıta sahanlığında olduğunu fırsat bilen bu uyanık ingiliz ailecek buraya yerleşerek 1967 yılında Sealand prensliğini ilan ediyor. Komik olan kendi kıta sahanlığından geçen ingiliz gemilerine de utanmadan uyarı ateşi açarak ayaklarını denk almasını belirtiyor. Hayatımda duyduğum en matrak olay ve super. Ülkenin 550 m2 lik bir oturma alanı varmış. Ve Roy Bates ölünce oğulları ülkeyi (marşı bayrağı anayasası pakete dahil) satışa çıkarmışlar 10 milyon sterline.

5 Ocak 2007

Kedi


Lovely..

3 Ocak 2007

Gelecekteki Hayat - II

Şu Epic 2015'i izledikten sonra bilişim dünyası ve teknolojileri ve gelecekte yaşayacağımız hayatla ilgili kafamda milyonlarca fikir uçuşmaya başlamıştı. Ancak birşeyleri düşünüp sonra internette dolanırken bazı şeylerle karşılaşınca aslında kafamda şekillenen yada başka insanların da önümüzdeki on yıl içinde olmasını öngördüğü bir çok şeyin bugünlerde gerçekleşmeye başladığına şahit oluyorum. Epic 2015 te belli belirsiz altı çizilen ancak benim ordan ve şimdiye kadar gördüklerimden yola çıkarak şekillendirdiğim LCD tablet ekranlar sanırım 2 yılı geçmeden her yeri sarmaya başlayacak. Bu ekranlardan en basit olarak doüşündüğüm newspaper olayının sonlanması newstablet lerin emerge etmesi idi ki bugün gördüğüm bir site bu olayın gerçekleşmesinin daha da yakın olduğunu gösterdi. Pressdisplay.com üye oluyorsunuz ki aylık yaklaşık 30 dolar civarında daha ekonomik üyelikleri de mevcut 65 ülkenin 35 farklı dildeki 350 gazetesine hemde son 14 sayısına ulaşabiliyorsunuz. İlgilendiğiniz gazeteleri belirliyorsunuz ve her siteye girişinizde sadece onlar önünüzde. Tablet ekranlarla bu iş daha da güzel bir hale donuscek. İdris efendi sabah gazetesini neden almadın? Hanımablacım kalmamış gibi sorunlar kalmıyor. sabah kalktığınızda kahvenizin yanında derli toplu hazır bir şekilde duruyor gazeteler. Şu anda gayet prematüre. Gazeteye yapılan baskının pdf format versiyonu bir nevi ancak ileride tamamen online kendini güncelleyen resim ve videolar barındıran ve bir tane değil üzerine tıklanrdığında alakalı bütün resim ve görsel malzemelere ulasılabilecek olan gazeteler. Haberin artık haber gibi verildiği asparagasın neredeyse yok olduğu görselsiz ve bir yere dayanmayan haberlerin artık yer kaplamayacağı daha rafine gazeteler. Böyle olunca her gazetede haberin kendisi aşağı yukarı objektif ve olması gerektiği gibi yer alacak ancak gazeteleri birbirinden ayıran yazarları yorumları olacak işte bu noktada da insanlar önem kazanacağı için gerçekten işinin ehli iki yazı attırıveririm üç beş kurus da ordan kaldırırımcı insanlar kalmayacak güdümlü gazeteciler bir bir elenecek. Daha zeki daha bilincli ve bilgili bir toplum olacağız. Herneyse aslında bu lcd ekran gelecekteki bilgisayarların da temelini oluşturuyor. Google tahminimce şu anda microsoftun elinden kapamadığı OS alanında kendini şu yönde geliştiriyordur. Artık herşey internette sonlanacak bir bilgisayar online olmadığı bir noktada elektriksiz herhangi bir elektrikli alet kadar işe yarar olacak bütün dünyanın wireless olacağını ve hızların gerçekten çok çok fazla olacağını düşünüyorum. her user google gibi firmaların kendilerine sağlayacağı terrabytelarca disk space ine sahip olacak online olarak. ve bu lcd ekranlarda harddisk falan olmayacak işletim sistemi basit bir web browserı olacak web de gördüğü herşeyi alıp çalıştırıp kullanabilen compatible birşey. bütün tuşlarını şunu bunu dokunmatik ekran dolayısıyla gerektiği anda ekranda belirmesiyle halledicez. ben şu an için neden notebooklarda bir açılır kapak ve fiziki klavye kullandıımızı touchpad e neden gereksinim duyduğumuzu da anlamıyorum direk luzumsuz klavyeyi kaldırarak notebook ları şu anda bence 5-8 cm daha inceltebiliriz. 500 gb lık ram ve tümleşik bir ekran ve ses kartı yeterli olacaktır. GSM şebekeleri tamamen internet service sağlayıcılığına donusebilirler sesli görüşmeyi internet üzerinden yapabiliriz. Bu noktada online web space den oturu gerekli olan server farmlar tahminimce en çok güvenli olması ve korunması gereken birimler binalar olacak bunlar için de ay yada mars ı uygun görüyorum. Ulaşımın her önüne gelen için mümkün olmadığı ve sınırsız boş alana sahip güneşten uzaklığı ile ekstra bir soğutma maliyetine ihtiyaç duymayan kesinlikle denetlenebilir bir yer bence mars server farmlar için..

Gelecekteki Hayat I
Gelecekteki Hayat III