23 Eylül 2009

içim üşüyor
titriyor
bulduğum kat kat sıcaklıklara sarınsam da soğuk içimde onu saramıyorum
engelleyemiyorum

Bu dudaklarımdaki zehir tadı
Bedenimi oynatamıyorum
Sadece gözlerim
Herşey bulanık, bir sis ardında, uyuşmuş, hayal gibi
Parmaklarım, kıpırdatmam lazım
yaşadığıma dair bir işaret

yavaşça zehirlendiğimi biliyordum
hemde belki buna da gönüllüydüm
ama böylesine felç olmak
ölü bir yaşama mahkum olmak
buna dayanamıyorum
ah bir kıpırdayabilsem ilk kendimi öldüreceğim.
bu acı dayanılmaz
acı aslında ne kadar basit bir kelime
hatta kelimeler ne kadar basit kalıyor anlatmaya

beni öldürür müsün.
gerçek manada

12 Eylül 2009

?

Krallıklar uzanıyor turuncu gök altında..
Yüksek kubbelerde şen kahkahalar ama yüzlerdeki gerginliği tam kapatamıyor.
Alevler içinde altından damlaları iniyor aşağıyo heryerden..
Ruhumu tutuşturarak geçiyor beni, engeline koşuyor adeta.
Oynak bir müzik, tok bir davul, parmaklarda ritim
devamlı boşluğa basıyor herşey
rahatsız
kör
hayallerde karışık imgeleri ayırdetmekte beceriksiz
gerçekle yalan içiçe
umarsız bir nefes alışverişi bu
farkına varmadan
bilmeden
bas üzerine
dümdüz uzan yanına
aaaaaaaaaaahhh bana doğru genişliyor sarı ışık
üstümü kaplamak üzere
beni
benden geçerek tüm beni eliyor
ışığın altındayım şimdi
tenim bu kadar yabancımıydı bana yoksa bende başkasını mı görüyorum
kimsin sen el
işaret parmağı bana doğruluyor
beni gösteriyor
gözüm kırpmadan dikkatle bakıyor
sesler duyuyorum
gel yanıma gel yanıma
bazen tatlı bazen otoriter
dal
dal
dal

16 Ağustos 2009

Bir şey keşfettim hem de bunca zamandan sonra başlık atmak beni köreltiyor. Sevmiyorum. Zaten başlıklarım çok daraldığım ve sıkıldığım için çoğunlukla alakasızdır. Neden başlık diye bir şey var. Başlık nedir. Reklam mı. Ayırdedicilik mi. Tasnif yardımcısı mı. Özet mi. artık herşeyi başlıksız yapmak istiyorum.

Bütün bir dünyanın tek bir normale sahip olması imkansızken iletişimle ve ulaşımla bütün anormalliklerden haberdar olmak ve kendi lokal normallerimizi dönüştürmeye çalışmak niye.. hiçbirşey mutlak değer içinde olmadığından bu eksiler ve artılar sırıtıyor.. ve dünya yüzeyine dağılmış değişik normallere sahip insanlar birarada yaşamaya çalışıyor. .birbirlerinin boğazına sarılmış şekilde..

ben artık yaşamak istemiyorum.. sanırım..

5 Ağustos 2009

İlişik

Bu sefer önce başlığı atmadan yazıyorum. Gündelik küçük alışkanlıklara değişik perspektifler getirmek gerekiyor.
Klimanın serinliğini seviyorum.
Sıkıntılı uykulardan başağrısı ve en son görüpte hatırlayamadığın rüya ve kabusların ağırlığı ve dehşetini hissederek kalkmaktan nefret ediyorum.
Bazen yüzümü güldüren rüyalardan uyanmamak ölene kadar tekrar tekrar görmek istiyorum.
Yatmak ve oturmak artık beni dinlendirmiyor, rahatlatmıyor. Hatta çoğunlukla bir taraflarım ağrıyor.
Rutinlerden bıktım, özellikle verimsiz rutinlerden.
İlerleme gelişme yoksa aynı şeyler hep sıkıcı oluyor.
Dünyanın en güzel yiyeceği veya ferahlatan lezzetli meyvesi bile üstüste 8 inci seferden sonra acı ve tatsız geliyor..
Başkalarının mutluluğuna sebep olmak, yardımcı olmak iyi güzel birşey ama bu beni mutlu hissettirmiyor.
Bana ait mutluluklar arıyorum. Neyde bulacağımdan emin değilim.
Enerjim tükendi. Yolun sonuna geldim artık direnemiyorum. Ölebilirim sanırım. Korkuyorum ama olacak olan çok yakınmış gibi hissediyorum.

2 Ağustos 2009

The Taking of Pelham 1 2 3

Uzunca bir zaman oldu sinemaya gitmeyeli. Passion'da leziz bir steak&cheese burger'den sonra oturmuş laflarken hadi sinemaya gidelim dendi. Hangi film olduğunu bilmiyorum, bir süredir takip de etmiyorum. John Travolta oynuyor diye taking of pelham'a gittik ve film keyifli çıktı. özellikle senaryonun gerçekliği çok hoşuma gitti. Bilindik rehin alma filmi aslında temelde ama o hiç kimsenin ölmediği rehinelerin mutlu sona ulaştığı filmlerden değil. En çok çarpan da katilin istediği fidye parasını bankadan olayın olduğu yere getırırlerken arablar motosikletler kazalar olurken doktora döndüm ya bu adamlar şu parayı niye helikoptere koyup 2 dakkada ulaştımıyorlar ki diye.. çünkü artık filmlerde bu tarz boşluklar tüm film zevkini kaçırtıo ve kendimi aptal yerine konmuş gibi hissediyorum.. Yeterince zeki bi senaryo bulamıyorlar ve aslında short cut ı olabilecek ve gerçekte cereyan etse başka türlü gelişecek bir olayı sırf ortaya film çıksın yada gerilim olabilsin diye saçma sapan yollardan işliyorlar.

İşte bu filmin o anan kadar iyi giden izkenceliği benim için bitecektiki filmdeki vali yanındaki adama döndü.
- Ya bu paraları neden bi helikopterle getirmedikki..

Film bununla da kalmadı ileride yine zamana karşı birisi bir yere yetişmesi gerekti ve bu sefer helikopterle gidildi ve yine bir ses eh en sonunda birilerinin kafası çalıştı..

Film bunun gibi küçük detaaylarında bile boşluksuz olunca gerçekten keyifliydi. Bir de şu kızların en saçma zamanlarda bile sorduğu beni seviyormusun söyle olayını vurguladığı içinde ayrıca sevdim. Neden bu kadınlar böyle bunu hep sorarlar ve duymak isterler ve erkekler neden bunu söylemekten hep çekinirler sevmezler. Çocuk metroda rehine yerde yatıyo ortalıkta silahlı adamlar gezio 2 kişi ölmüş kız arkadaşı kulaklığından soruyo beni seviyor musun.. neden söylemiyorsuuunnnn .. hrrr..

23 Temmuz 2009

Düşük Bele veda sıkıldık artık..


80'lerin sonlarına geri dönüş.. Düşük bel ve çıplak vucut göstermek artık sıkıcı olmaya başlamadı mı sizce de.. Ben görmekten sıkıldım. 80'lerde nefret ettiğim bu göbekten neredeyse başlayan belli pantolonları istiyorum. Bilmiyorum Mango'nun yeni yüzü olarak önümüzdeki senenin kreasyonunda bu var mı ama Scarlett'in bir resminde görünce çok hoşuma gitti.. Çıplak kalçalar ve çatallar artık çekici değil. Hele o stringin orası burası görünmüyor mu! midem bulanıyor.

Yüksek bel pantolonlar kalçayı sıkıca saran geri gelsin. Hayal gücüme yer kalsın istiyorum.. Dişi kadınlar istiyorum. Maço erkekler, erkeğine hayranlıkla bakan feminen kadınlar. Sıkıldım erkek arkadaş arasam bir milyon tane uzaklaştırmaya çalıştığım yetiyo etrafımda zaten..

Bu arada cümlelerim devrik değil de karmaşıklaşmış sanki..